29 Aralık 2010 Çarşamba

"az insanla her ay lokallerinde şenlik düzenleyen dernekler"

12:43... İşler öyle Facebook'ta sayfa açıp onu proje ekibi dışında kimsenin anlamadığı gizli şakalarla doldurarak olmuyor...muş. Uzun süredir bilgilendiremediğim için özür dilerim. 28-29-30-31 Ekim tarihleri arasında çekimlerimizi yaptık bitirdik. Özellikle en büyük sahnemizi çekerken son gün sette (yanlış hatırlamıyorsam) 26 kişiydik; ki bundan daha az insanla her ay lokallerinde şenlik düzenleyen dernekler biliyorum.

Sonuç olarak her şey beklediğimden iyi, beklediğimizden büyük, ve beklemediğimiz kadar çılgın geçti. Aradan 2 ay geçtikten sonra ise şöyle bir sonuca vardık. Hani "hele bir çekimler bitsin, gerisi gelir..." mantığını açıklayan türlü sözler vardır ya... Bu sözleri çeşitli zaman ve koşullarda söylemiş herkesi bulup bir odaya kapatıp "şimdi usluca oturun ve söylediklerinizi bir düşünün" demek istiyorum.

Filmin kurgusu ilerleyemiyor, basitçe kurguyu yapacağımız iyi bir bilgisayarı bulamıyoruz; veya buluyoruz da çok uzakta oluyor. Şu sıralar onunla uğraşıyoruz. Bir noktada "Yapım Günlüğü"nün boş kalması da bu yüzden. Zira çekimler bitti ve kurguyla ilgili önemli şeyler olana kadar yazacak bir yenilik, haberdar edecek bir olay bulmakta zorlanıyoruz.

Ha bir de, herkesin yeni yılını kutluyoruz.
Mutlu yıllar.

10 Ekim 2010 Pazar

"badanacılık kariyerinin zirvesi" ya da "iyimser piknikçi amcaların saldırısı"

09:10... a.m olarak p.m değil. Şu an Cerrahpaşa Hastanesi Göğüs Bıdıları Laylaylomu'nda bir odada refakatçı olarak kalıyorum. Benimle eş zamanlı olarak prodüksiyon tasarımcımız Ceren başka bir arkadaşımızın evinde (o arkadaş yokken) bir takım odaların duvarlarını boyuyor.

Geçtiğimiz günler içerisinde bir göl kaybettik, daireler çizerek sürekli aynı yere geldiğimiz dünyanın sonundaki kasisli köyü bulduk, tekrar gölü kaybettik, iyimser piknikçi amcaların saldırısına uğradık ("ekmeğin arasına peynir koyem bari?"), bir kez daha gölü kaybettik ve en sonunda o göle düştük (arabayla)...

Fotoğrafları bir takım teknik zamazingolarla şu an koyamıyorum. Bir yanda bir göl ve üç adamın etrafında dönen tüm bu entrikalar yaşanırken daha uzun bir zaman aralığında ise o kadar çok iş halletmeye çalışıyoruz, o kadar koşturuyoruz ki anlatamam. Dediğim gibi Ceren badanacılık kariyerinin zirvesinde, bir takım köprülerden barajlardan çekim izinleri almaya çalışıyoruz, bir şekilde ( her şekilde) her şeyi yetiştirmeye çalışıyoruz ki önümüze koyduğumuz tarihe her şey yetişsin.

Bir takım şımarıkça nedenlerden dolayı tarihten de, anlatabileceğim şeylerden de şu an için bahsetmiyorum; ama sonuç olarak bir şeyler çok hızlı gidiyor. Üstelik şimdilik fena da gitmiyor. Demiştim ya kıyamete gitmek için binecek bir alamet arıyoruz diye. Galiba alamet-i farikamıza kadar bulduk onu.

30 Eylül 2010 Perşembe

"anlatabileceğim, gösterebileceğim, müjdeleyebileceğim çok daha fazla şey"

21:05.. Bugün önceki günlerin aksine anlatabileceğim, gösterebileceğim, müjdeleyebileceğim çok daha fazla şey var; ama bu sefer bunları yapmayacağım. Facebook'ta sayfamız açıldı "Rüyagezer/Dreamgazer" adıyla. Twitter Sayfamız da hazır. An itibariyle yapım günlüğü, twitter ve facebook sayfasıyla üç farklı yerden haberler, gelişmeler sağlayabileceğiz galiba. Bu bizi de sizi de heyecanlandırmalı ve kendi adıma ben bayağı heyecanlıyım. Bizi twitter'da takip edin, Facebook'ta takip edin, gerçek hayatta sokaklarda bulup arkamızda omzumuza dokunun. Bunu istiyoruz, buna ihtiyacımız var.

Aslında nereden baksanız sırtına vurulup pohpohlanmak isteyen bir avuç küçük çocuğuz..

Diyebilirdim; ama demiyorum. Yaptığımız şey için - özellikle şu an anlıyorum ki - bayağı gönül vermişiz, çaba göstermeye çalışıyoruz. Neler gösterebileceğimizi merak ediyorsanız diye diyorum: Açın bakın.

13 Eylül 2010 Pazartesi

"Merhaba meşguliyet!"

15:38.. Ankara'dayım.. Orlando yok artık. Muhteşem bir U2 konseri izledim, muhteşem bir Olympos tatili yaptım ve "Merhaba meşguliyet!" nidalarıyla evime döndüm. Bugün geldim, yarın çılgınlık başlıyor. Öyle bir meşguliyet. Korkuyorum.

Senaryoyla ilgili küçük bir takım pürüzler, törpülemeler kaldı. Onun dışında şimdilik yazım anlamında Rüyagezer'in yaratıcı sürecini bitirmiş kabul ediyorum kendimi, beynim alabildiğine açılmış gibi hissediyorum. Yeni şeyler, fikirler, sesler, metinler geliyor aklıma, elime ve genellikle e-postalarıma..

Ben burdayım. Herkes burda. Galiba şimdi gerçekten başlıyoruz.

29 Ağustos 2010 Pazar

"buradayken yapmam gereken pek bir şey de kalmadı"

Saat 15:09.. Gece uyuyamadım. Son 4 iş günüm kaldı. 2 saat sonra başlayacak olan işimi bekliyorum. Bugün sonunda senaryonun 3. taslağını da bitirebildim, bu da demektir ki çeşitli insanlarla konuşup yorumları aldıktan sonra çekime gideceğimiz son senaryoyu yazabileceğiz. 1 hafta sonra Türkiye'ye dönüyorum. 2 hafta sonra masaya oturup, kafa kafaya verip ciddi çalışmalarımıza başlıyoruz.. Her şey hızlanıyor yani.

Fotoğraf makinemi deniyorum burada birkaç gündür. 2 günde 438 fotoğraf çekmişim. Bir süre her şeyi sonra da herkesi çektim, önüme ne/kim gelirse... Şimdilik bu kadar. Muhtemelen bir sonraki yazı Türkiye'ye döndükten sonra olacaktır; kaldı ki buradayken yapmam gereken pek bir şey de kalmadı zaten...

26 Ağustos 2010 Perşembe

"dünya güzel bir dünya"

01:41.. Senaryonun yeni hali hala bitmedi, prodüksiyon tasarımı için ilk çalışma hala sürüyor, Türkiye'ye dönmeme 2 haftadan az kaldı ve ben çok mutluyum. Bir süredir burada yazmadığım (nazar değmesin diye) ve 3 hafta gibi bir süredir başımı ağrıtan bir "internetten fotoğraf makinesi alma" olayı içerisindeydim. Bugün hiç beklemezken UPS kapımı çaldı ve Orçun Can olup olmadığımı sordu. Canon Eos 7D fotoğraf makinem yaklaşık 7 saattir benimle. Şu anda bir yandan bataryası şarj olurken o da hemen dibimde uslu uslu oturuyor. Akşam çıkıp birkaç fotoğraf çektim; ama üzerindeki lens f 3.5 - 5.6 olduğundan ve bayağı karanlık yerlerde olduğumuzdan dolayı, bir de benim fotoğraf makinesiyle ilk cebelleşmelerim olduğu için tam hakkını veremedim. Şimdi harıl harıl kullanma kılavuzu, DSLR fotoğrafçılık üzerine e-kitaplar vs. arasında yüzüyorum ki her şeyini olabildiğince çabuk ve iyi kavrayıp güzel şeyler yapmaya başlayayım..

Takdir edersiniz ki mutluluğumu pek tarif edemiyorum şu an; ama şöyle söyleyeyim ki böyle bir makineyi çok uzun zamandır bekliyordum ve almam o kadar imkansız görünüyordu ki şu an şaşırmaktan başka bir şey yapamıyorum.

Diğer yandan dediğim gibi Rüyagezer için işler yavaşlamaya başladı. Sorun değil, beklediğimiz bir şeydi. Ceren hep diyor "geç olsun güç olmasın.." diye, gerçekten de sonrasında sorunlardan kurtaracaksa bizi varsın çekim öncesi çalışmamız uzun sürsün. Zaten hep öyle düşünmüşümdür ki paran yoksa çekim öncesi zamanını olabildiğince kullanmalısın. Ne de olsa çekim süren kısıtlı olacak. Çekim sonrasında da bazı (hatta çoğu) hatayı geri getirme şansın yok. Öyleyse o hataları asgariye indirecek kadar iyi hazırlanmak zorundasın, bu da çoğu kısa filmcinin kaderinde parayla değil zamanla işleyen bir şey..

Sorun değil. Bugün dünya güzel bir dünya. Yarın tekrar her şeyin stresini dönebilirim; ama bugün için benden mutlusu yok!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

"Sürreal uyku düzenim ve ben"

Saat 14:57. Sürreal uyku düzenim ve ben sınırları zorluyoruz. İki gün uyumuyor sonra öğleden sonra yatıp gece yarısını geçe kalkıyorum. Senaryoyla uğraşıyorum hala.. Bir de fotoğraf makinesini alma derdine düştüm.. Düşmemedim.. Düşeceğim inşallah.. Bir türlü işimiz rast gitmedi. Para geri çevrildi, sonra geldi alamadım, sonra aldım yatıramadım; ama inşallah daha fazla sorun olmayacak. İnşallah..

Hiç sevdiğim bir söz de değildir aslında. Benim için fazla belirsiz. Daha kesin bir adamım ben, daha kesin bir adam olmak istiyorum, gelin görün ki Rüyagezer'le ilgili her bir küçük şey ayrı "inşallah"larla dolu. O yüzden bu sözün ağzıma yapışmasından yakınamayacağım gibi, jargonumu da uzun süre terk etmeyeceğini kabullenmeliyim sanki..

Dediğim gibi senaryoyla uğraşıyorum. Bitmek üzere galiba. Sonunu güzelce değiştirmeye çalışıyorum özellikle. Tabii siz başını sonunu nerden bileceksiniz? Güzel olacak, daha güzel olacak hiç değilse. Zaten senaryodan genelleme yaparak diyebilirim ki aksilik çıkıyorsa bilin ki düzeldiğinde daha güzeli daha iyisi olacak. O kadar canımızı sıkmayalım yani.

2,5 hafta sonra Türkiye'ye dönüyorum. Çoktan vakti gelmişti de geçiyordu gibi hissediyorum; ama yine çok kafama takmamaya çalışıyorum..

Eğer bir aksilik çıkıyorsa bilin ki düzeldiğinde daha güzeli daha iyis olacak...


İnşallah.

10 Ağustos 2010 Salı

"olacağı kadar dişe tırnağa dokunur"

15:33.. Yine işe gitmem gerekiyor, yine geç kalktım.. Evi toparladım, yemek hazırladım derken zaman geçti yine ve çıkmadan önce kalan şu son 15 dakikamı senaryo üzerinde çalışmak yerine buraya yazarak harcıyorum. İyice bıktım buradan, ne Rüyagezer için yaptığım çalışmalar Türkiye'de olsam olacağı kadar dişe tırnağa dokunur oluyor, ne geçirdiğim zamandan bir şey anlıyorum..

2 gün önce buradan bir arkadaşım bana klaket hediye etti. Ne olduğunu bilmeyenler için "klaket" filmlerde çekilen görüntülerin başlarında tuttukları sahne/plan/çekim/film/yönetmen vs. bilgisi taşıyan ve kurguda görüntülerin çabucak bulunup ses ve görüntülerin rahat eşleştirilebilmesine yarayan o alete deniyor. Hani sahnenin başında bir adam elleriyle vurur ya onu birbirine. İşte o. Hem çok güzel ve anlamlı oldu, hem Rüyagezer açısından işlevli oldu. Heyecanlanmadım diyemem; ama dediğim üzere sıkıldım artık. 4 hafta içerisinde Türkiye'deyim; ama o 4 hafta da çabuk geçip bitseydi iyiydi vallahi..

8 Ağustos 2010 Pazar

"malum kasırgalar diyarı"

16:20. Evet gündüz. İşe gitmem gerekiyor yarım saat içerisinde; ama öyle bir fırtına var ki gidemeyebilirim (malum kasırgalar diyarındayım ya). Rüyagezer'e olabildiğince bütün hızımızla devam etmeye çalışıyoruz. Onur'dan ilk etapta güzel basit bir çalışma geldi. Rahatlatıcı oldu. Benim düşüneceğimi varsayarak kendimi yorduğum şeylerin %80'ini falan tekeline almış bulunuyor. Prodüksiyon Tasarımı oldukça heyecanlandırıyor beni, bakalım neler gelecek.. Bir de tüm bunlar olurken ben de bir yandan senaryoyu nihai hale getirmek için olabildiğince çalışıyorum.

Belli başlı birkaç sorun vardı senaryoda zaten bildiğim ve engel olamayacağım (ya da engel olmak istemediğim); ama onun dışında güçlenmesi değişmesi gereken yerlerin hep gözden geçirilmesi gerekiyor sonuçta. İnşallah DSLR'ımı almama da çok az kaldı. Birkaç yerden haber bekliyorum.

Anlayacağınız her şey tıkırında gidiyormuş gibi bir izlenim veriyor; ama artık hiçbir zaman hiçbir şeyin tamamen tıkırında gitmeyeceği ve hatta bir şeylerin yanlış gidebilecekse mutlaka yanlış gittiği (Murphy'yi seviniz..) bir bağlamda çalıştığımızı kabullenmiş bulunuyorum. Elbet bir şeylerde sorun çıkacak.

Hazırlıklı olmak lazım..

1 Ağustos 2010 Pazar

"daha yolun o kadar başındayız ki"

Saat 02:52. 5 Ağustos'a bir haftadan az günümüz kaldı.. Hastayım.. Para biriktirebilmek adına ekstra mesai alıyorum olabildiğince, hala gece gündüz çalışıyorum yani. Öksürükler aksırıklar gırla; ama olsun. Kendimi hiç bu kadar "Ekipsiz Asi" tadında hissetmemiştim (bilmeyenleriniz için tüm bu yapım günlüğü macerasına başlamama neden olan, Robert Rodriguez'in "El Mariachi"yi nasıl çektiğini anlattığı, o zamanki günlük yazılarından derlediği kitabı).

Şimdi gerek kreatif gerekse yapımsal anlamda, hem düşünsel hem teknik anlamda insanlardan senaryoyla ilgili geri bildirimlerini almam gerekiyor ki çekim senaryosuna dönüştürülebilecek bir son taslak hazırlayayım.

Şimdilik aksilikler çıkmadan gidiyoruz; ama daha yolun o kadar başındayız ki hiçbir aksilik yaşamamak bir noktada sadece aksiliklerin yolda olduğunu ve geleceğini gösterir şekilde oluyor.

Babam balık tutmayı çok sever (ne alaka?), çocukken bana ve ağabeyime de öğretmişti, ağabeyim de çok sever balık tutmayı. Ben de severim; ama onlar kadar değil. Neyse. Birileri balığa çıkacağı zaman balıkçılar birbirlerine "Rastgele!" derler; çünkü bu işi ucundan kıyısından biraz kavramış herkes bilir ki olta tekniği, doğru oltu, misina ve yem kullanımı, kişisel beceri ne olursa olsun bir balığın bir oltaya gelmesi her zaman öncelikle "şans" işidir. O yüzden balığın oltaya rast gelmesi buyrulur.

Rastgele!