10 Ekim 2010 Pazar

"badanacılık kariyerinin zirvesi" ya da "iyimser piknikçi amcaların saldırısı"

09:10... a.m olarak p.m değil. Şu an Cerrahpaşa Hastanesi Göğüs Bıdıları Laylaylomu'nda bir odada refakatçı olarak kalıyorum. Benimle eş zamanlı olarak prodüksiyon tasarımcımız Ceren başka bir arkadaşımızın evinde (o arkadaş yokken) bir takım odaların duvarlarını boyuyor.

Geçtiğimiz günler içerisinde bir göl kaybettik, daireler çizerek sürekli aynı yere geldiğimiz dünyanın sonundaki kasisli köyü bulduk, tekrar gölü kaybettik, iyimser piknikçi amcaların saldırısına uğradık ("ekmeğin arasına peynir koyem bari?"), bir kez daha gölü kaybettik ve en sonunda o göle düştük (arabayla)...

Fotoğrafları bir takım teknik zamazingolarla şu an koyamıyorum. Bir yanda bir göl ve üç adamın etrafında dönen tüm bu entrikalar yaşanırken daha uzun bir zaman aralığında ise o kadar çok iş halletmeye çalışıyoruz, o kadar koşturuyoruz ki anlatamam. Dediğim gibi Ceren badanacılık kariyerinin zirvesinde, bir takım köprülerden barajlardan çekim izinleri almaya çalışıyoruz, bir şekilde ( her şekilde) her şeyi yetiştirmeye çalışıyoruz ki önümüze koyduğumuz tarihe her şey yetişsin.

Bir takım şımarıkça nedenlerden dolayı tarihten de, anlatabileceğim şeylerden de şu an için bahsetmiyorum; ama sonuç olarak bir şeyler çok hızlı gidiyor. Üstelik şimdilik fena da gitmiyor. Demiştim ya kıyamete gitmek için binecek bir alamet arıyoruz diye. Galiba alamet-i farikamıza kadar bulduk onu.