27 Temmuz 2010 Salı

"havada süzülen astronotlarla katil robotların kapışması"

Saat 05:13. Tabii sürekli sabahın körlerine kadar ayakta kalıyormuş; kendimi yatağa zor atıyormuşum izlenimi veriyorum; ama aslında zaten Rüyagezer'le uğraşmıyor olsam da bu saatlerde ancak yatacağım - gece mesailerine kalıyorum işte hep, eve 2-3 gibi dönüyorum hep zaten - o yüzden çok bir fark var denemez.

Bugün internetten birkaç e-book indirdim. DSLR fotoğrafçılık üzerine, film yapımcılığı (filmmaking değil film producing) üzerine, kısa film'i nasıl yapmamak üzerine birkaç kitap. Şöyle bir bakındım da çok faydalı olacaklar gibi görünüyor. Onur'dan e-posta gelmiş, oturmamamı ve çalışmamı istiyor. 1-2 gün onun istediği şeylerle ilgileneceğim. Ceren de bir yandan sandığımızdan katlarca zor bir iş olacağını söylüyor, acaba ne demek istediği tam netleştikten ve zorluklar göründükten sonra senaryoyu daha rahat ettirecek şekilde değiştirsek mi?

Öyle olunca da sinirim bozuluyor çünkü. Senaryonun tamamen özgür olabileceğim ilk yer olması gerekmiyor mu film yapım sürecinde? Tabii ki milyon dolarlar harcayabilecekmişim gibi senaryoya yeni bir gezegen, uzay mekikleri ve havada süzülen astronotlarla katil robotların kapışmasını koymaktan bahsetmiyorum; ama ne bileyim senaryo yazarken olabildiğince para durumları ve yapılabilirliği düşünmemeye çalışıyorum. Sonra onlara zaten sıra gelecek ve teker teker gözden geçirilecek ne de olsa.

3 gün daha boş günüm olmadan çalışıyorum. Sonra 2 gün boş. Robert Rodriguez'in "Ekipsiz Asi"sini tekrar bitirdim, bir de Empire dergisinin Christopher Nolan üzerine hazırladığı dosya / röportajı...

Heyecanlandım.

25 Temmuz 2010 Pazar

"büyük ve korkunç bir silahın büyük ve korkunç bir şeyler başlatacak olan büyük kırmızı tuşu"

Saat 04:57. Kendimi büyük ve korkunç bir silahın büyük ve korkunç bir şeyler başlatacak olan büyük kırmızı tuşuna basmış gibi hissediyorum şu an. Kilit ekipe e-postalarını attım. Sinopsis, tretman, senaryo, notlarım, rüyagezere giriş 101 hepsi orada. Çok yoruldum tabii orası ayrı. 25 Temmuz'a yetişsin diye olmadı bu yorgunluk, zaten yetişecekti; ama o kadar büyük başladım ki bu sefer..

Belim ağrıyor. Türkiye'de saat daha öğlen 12. İnşallah ben uyuyup uyanıncaya kadar hepsi e-postaları ve dosyaları okumuş ve cevaplar vermiş olurlar. Sonra da 5 Ağustos olan bir sonraki tarihimize doğru çalışmaya devam ederiz.

Dediğim gibi büyük kırmızı tuşa basmış bulundum. Bu büyük kırmızı tuşun üzerinde "Kırmızı tuşa basmayın" yazmıyordu. Silinip atılmış mı yoksa hiç mi yazılmamış bilemem. Buradan geri dönüş yok diyemem; ama hiçbir seyirci sinemaya jeneriği izleyip çıkmak için gelmez. Ne olursa olsun sonunu bir görmek ister. Analojiyi anladınız umuyorum?

Her şey şimdi başlıyor işte. Teker teker yüzlerce şeyi halletmemiz gerekecek.. teker teker..

Ama önce uyumam lazım,
Biraz uyumam lazım.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

"...sihirli fasülyeler bizi bulutların üzerindeki devin evine de çıkarabilir..."

Merhaba bu sefer de saat 5'e çeyrek var. Senaryoyu nihai halinden önceki son taslak haline getirdim. Sinopsis - tretman - senaryo üçlüsü hazır yani. Şimdi "Rüyagezer'e Giriş 101"i tamamlamam gerekiyor ki ilk e-posta serisi tamamlanmış olsun. Bir haftadır tam sözcük anlamıyla gece-gündüz çalışıyorum. Aslında akşam-gece oluyor çünkü akşam 6'ya doğru Walt Disney World'deki işim başlıyor, gece 2-3 gibi eve dönüyorum, sabah 6-7'ye kadar Rüyagezer'le uğraşıyorum. Sonra uyuyup öğleden sonra 2-3 gibi uyanıyor tekrar işe hazırlanıyorum.

Bu kadar kısa sürede bu kadar yorulacağımı bilmezdim; ama olsun dehanın %90'ı terlemektir derler. Şu noktada benden büyük bir şeye kurban edebileceğim tek şey emeğim ve zamanım, onu da olabildiğince cömert bir şekilde adamalıyım ki karşılığını alabileyim.

Bugünkü çalışmama başlamadan önce bir haftanın koskoca yorgunluğundan kendime ödül vermek adına sinemaya gittim. Arka arkaya 3 film izledim çıkmadan. Önce Sorcerer's Apprentice, sonra Angelina Jolie'nin yeni filmi Salt ve son olarak da Twilight serisinin üçüncü filmi Eclipse.. Sinemaya gidip 2-film-birden yapmışlığım vardı; ama hiç arka arkaya üç filmi beyaz perdede izlememiştim. Çok aman aman bir şey de olmuyormuş zaten 3 film izleyince.

Bugün yatmadan önce birkaç saat daha dururum sanıyordum; ama sanırım dayanamayacağım. Şimdi yatıp uyuyayım, uyandıktan sonra da kalan işlerimi halleder en son e-postaları atıp kartopunu yokuş aşağı yuvarlamaya başlarım... Kendimi tohum ekiyormuş gibi hissediyorum. Bugüne kadar senaryo vs. çalışmalarıyla fasülyemi iki pamuk arasında büyüttüm ve filizlendirdim, şimdi e-posta atıp herkese iş başı yaptırdığımda onu toprağa ekmiş olacağım ve ondan sonra ben bir yandan çalışmaya devam ederek onu sularken bir yandan da diğer herkes çalışacak yani bir yandan da fasülye filizi kendi kendine uzayacak.. Ha işin sonunda sihirli fasülyeler bizi bulutların üzerindeki devin evine de çıkarabilir; fasülye çürük çıkıp bir süre sonra kuruyabilir de.. Bekleyip göreceğiz.

23 Temmuz 2010 Cuma

"Kıyamete gitmek için binecek alamet arıyoruz"

Saat sabah 6:15. Senaryoyu hala son haline getiremedim. Tabii son haline getirmekten kastım da ikinci taslak oluyor. Ondan sonra bir kez daha insanlardan gelen geri bildirimlere göre son haline getirmem gerekecek. Hep söylüyorum aynı konu hakkında üç senaryo yazdıktan sonra dördüncüsü artık zorlama geliyor. Otuzar sayfalık üç senaryo yazdım ve her biri ayrı ayrı uzun metraj filmlerin sıkıştırılıp hızlandırılmış halleri gibi göründü. Dördüncüsünü de öyle bir şey çekmemek için yazıyorum sonuçta. Bu sefer tek bir doğrusal olay örgüsü, 15 dakikayı geçmeyecek bir kısa film; ama bu sefer de diğer üç filmden tamamen bağımsız kurguladığım olay örgüsü çok farklı. O kadar farklı ki eninde sonunda 15 dakika ona da yetmeyecekmiş gibi geliyor. 4-5 farklı rüya alemine özgü mekan görüyoruz. Aynı aleme özgü 4 karakter var; iki ana karakterimiz ve hikayenin asıl ortasında bulunduğunu varsayacağımız iki karakter de cabası. Bunların hepsi de 15 dakika içerisine sıkıştırılmış. Saçmalık! Hiçbiri hakkında yine derinlemesine bilgi edinemiyoruz; ama ne yapalım, elimiz kolumuz bağlı. Kimse bize gelip "Çocuklar size 1 milyon dolar verelim çekin çekebildiğiniz demiyor". Elimde daha hiçbir şey yokken param da yokken uzun metraja girmek gibi (hele bu projeyle!) niyetim de yok; ama hiç değilse görsellik ve yaratılan dünya açısından yine de soluk kesici olabilecek bir senaryo bu. Kendimi böyle avutuyorum.

Böyle yazmak hoşuma gitmiyor; ama işte yapacak bir şey yok. Sonuç olarak aşağı yukarı 14-16 sayfa arası olacak gibi duruyor senaryo. Herhalde filmin kendi süresi 15 dakikayı geçmez. Gerçi jeneriğiyle falan da düşününce 20'ye yaklaşabilir ama... Yaklaşmasın. Neyse. Film bir çıksın da dakikası montaj sırasında sorunumuz olsun. Yeter ki film çıksın.

Yarın da senaryoyu bitirip ekip için hazırladığım "Rüyagezer Dünyası'na Giriş 101" kılavuzunu tamamlayacağım, sonra da dediğim gibi herkese gerekli e-postaları atıyorum ve can sıkıcı/eğlenceli/korkutucu/heyecanlı sürece resmi olarak girişmiş oluyoruz.

Kıyamete gitmek için binecek alamet arıyoruz resmen..

"Şu noktada bildiğim tek bir şey var."

Orlando'dayım... 2 gün sonra, yani 25 Temmuz'da Rüyagezer için projedeki kilit insanlara işlere başlangıç için gerekli talimatlarla bir e-posta atacağım ve tam anlamıyla yokuş aşağı yuvarlanmaya başlayacağız. Şu anda senaryo ve tretmanla uğraşıyorum. 2 gün içerisinde Rüyagezer evreniyle ilgili bilgiler verdiğim kılavuzun da tamamlanması gerekiyor. Böylece yapımcı - prodüksiyon tasarımcısı neler olduğunu neler olacağını neyin nasıl işlediğini benim kadar bilebilsin.. Bir aksilik çıkmazsa birkaç hafta içerisinde fotoğraf makinesi / kameramı alacağım. Öyle olursa her şey çok daha rahat çok daha tıkırında olacak. Olmazsa da ne diyeyim sağlık olsun.

Şu noktada bildiğim tek bir şey var. Bu artık son şansımız. Bundan aşağı yukarı 2 yıl önce bu projeye başlamıştım. Birkaç ertelemeden sonra bu hakikaten sonuncusu. Eğer bu sefer de yapamazsak Rüyagezer adına ne varsa hepsini çekmeceme kaldırıyorum.. Belki birkaç yıl sonra bir fırsatını bulup tekrar çekmeceden çıkarmak için.. ya da belki de bir daha hiç çıkarmamak için..